BAŞKANIN MESAJI
Gümrük Birliği’nin Güncellenmesi Stratejik Önceliğimiz Olmalı
Geride bıraktığımız 2025 yılı, sadece ülkemiz için değil, küresel ölçekte hepimiz için tam manasıyla zorlu bir sınav oldu. Tırmanan jeopolitik riskler, tavan yapan üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan darboğaz; sanayicimizi ve tüm üreticilerimizi oldukça yordu. İhracatçılarımızın bugün yaşadığı en büyük sancı, maalesef enflasyon oranının çok altında kalan döviz kuru ve güçlü TL dengesidir.
Bu tablo, rekabet gücümüzü törpülemekte ve bin bir emekle kazanılan dış pazarlarda kârlılığımızı ciddi oranda düşürmektedir. Üstelik küresel belirsizlikler sadece ekonomiyle sınırlı değil; yeniden alevlenen tarife savaşları ve her geçen gün tırmanan İran-ABD gerilimi, küresel piyasalarda öngörülebilirliği sarsmaya, istikrarı tehdit etmeye devam ediyor. Bizler, hem rekabet gücümüzü korumak hem de ulusal çıkarlarımızı savunmak adına; kurlardan maliyetlere kadar tüm bu dengelerin, üreticimizi ezmeyecek bir hassasiyetle gözetilmesi gerektiğine yürekten inanıyoruz
Dış ticaretimizi yakından ilgilendiren stratejik bir gelişmeye dikkatinizi çekmek isterim: AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması. Hindistan’ın AB menşeli mallara yönelik tarifeleri kaldırması, AB’nin bu pazara ihracatını artıracaktır. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Hindistan’ın düşük tarifelerle AB pazarına girmesi, bizim ihracatımızı asimetrik bir rekabetle karşı karşıya bırakabilir.
Türkiye olarak, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Hindistan ile sektör bazlı diyalog kanallarının açılması noktasında proaktif davranmalıyız. Coğrafi yakınlığımızı ve Gümrük Birliği uyumumuzu, bu yeni dönemde stratejik bir avantaja dönüştürmek zorundayız.
Diğer taraftan dış ticarette rekabet yalnızca tarifeler üzerinden şekillenmiyor. Artık oyunun kuralları değişiyor. Yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve karbon ayak izi gibi başlıklar, ticaretin asli unsurları haline geldi. Avrupa Birliği’nin devreye aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon yoğun üretim yapan ülkeler için ilave maliyetler anlamına geliyor. Bu mekanizma, özellikle demir-çelik, çimento, alüminyum ve enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılarımızı doğrudan ilgilendiriyor.
Bu nedenle firmalarımızın yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırması; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı ve sürdürülebilir üretim modellerine geçiş konusunda desteklenmesi büyük önem taşıyor. Aksi halde yalnızca fiyat rekabetiyle değil, karbon maliyeti üzerinden de dezavantajlı bir konuma düşebiliriz.